26 Şubat 2012 Pazar

sessiz kadın



Sessiz bir kadın vardı sokakta

sessizce bir adım attı

sesler yükselmeye başladı sokakta;

sessiz kadın ağlamaktaydı…


bir kadın oturuyordu bankta yalnızca

yalnız kalemi vardı avucunda

Savaşmaya çalışırken yalnızlıkla

yalnız kadın korkmaktaydı…


sessiz korkular gitmekteydi içinden

kadın yalnızlığıyla cebelleşirken

içinde titrerken gidenin ayak sesi,

Bir kadın gitmekteydi…

6 Şubat 2012 Pazartesi

Seni arkamda bırakmak çok zor,

ayrılmak çok zor.

Ne kadar uzağa gitsem de

ve ne kadar süre

Döneceğim yer hep senin yanın

Aradığım huzur, hep senin yanın

Hayat çok zor, çok yorucu

İçimin dolduğu her an,

Gözüm de seni arar.

Bunca yılda anladım ki

Sensin beni en çok düşünen

Kendi gibi bana üzülen

Sonsuz seven...

Ayrılmak çok zor.

Ne kadar uzağa gitsem de

Ve ne kadar süre

Döneceğim yer hep senin yanın anne

Aradığım huzur hep senin yanın anne

yüreğimde kocaman yeri olan anneme

annemin yolcu ettiği bir trende,hikayesi

26 Ocak 2012 Perşembe

Öyle yorgunum ki bugün...
Tutunamıyorum hayata
Koşamıyorum peşinden
Takatim kalmadı
Her zamankinden daha çok ihtiyacım var
Bugün sana
Nasıl istiyorum, bilemezsin
Göğsüne yaslayıp başımı, uyumayı
Ellerimi sıkı sıkı tutmana
Nasıl ihtiyacım var.
Öyle yorgunum ki bugün...
Bilmediğim bir dilde konuşuyor
Gözyaşlarım bugün
Soruyorum, cevap vermiyor.
Hiç birşeyin cevabını bulamadığım gibi
Onu da anlayamıyorum.
Her zamankinden daha çok ihtiyacım var
Bugün sana
Sesine, kokuna...
Hiç birşeyin düzgün gitmediği hayatımda
Öyle çok ihtiyacım var ki sana
Öyle çok ihtiyacım var ki,
Koşulsuzca sevişine
Sıkıca sarışına
Çok özledim seni baba...
Gözümün bir kenarında hep bir damla
Çok özledim seni baba...
Yüreğimde kocaman yeri olan babama

9 Ocak 2012 Pazartesi

bitmeyen keder...


Yorgundum... Nasıl yaşanır bundan sonra... Aklımdan çıkamayan bir sondu. Özlediğim ve özleyeceğim her şey gitmişti. Yokluktu... Yerini hesaplaya bildiğim bir boşluktu. Tanıyamadığım bu boşluk, çok iyi tanıdığımdan sonra, tuhaftı. Şaşkındım... Ağlamam mı gerekiyordu? Erkek adam ağlamazdı!!! Ciğerlerimi sökecekmişçe bir off geldi sesimden. Başım ellerimin arasını mesken bildi. Onsuz nasıl yaşanır hiç bilmiyordum. Onsuz nefes mı alınırdı..? Ciğerlerime zorla doluşan bu şey nefes miydi..? Efkarım dünyayı sarmıştı sanırım, renkler soluktu alemde... Gözlerim açık, kapalı fark etmeden, Onu son görüşümü çiziyordu aklıma... Saçlarının rüzgarla gelen kokusuysa burnumda... Hiç bitmeyecek bir kedere mi sürükleniyor şimdi yüreğim...?

7 Aralık 2011 Çarşamba

Ve gelincik hikayesinin sonu





Her hikayenin bir sonu olmalı değil mi? Güzel veya çirkin, mutlu veya hazin... Bir son. Başlayan bir şeyin ve her şeyin en belirgin özelliği bitmesi...

Kusursuz yaratılmış gelinciğin, kusurlarla yaratılmış aşka düşmesiydi bu hikayeyi başlatan. Aşk derindi, çok derin, ne gelincikler yutmuştu ve yutacaktı bu derin kuyu. Ve bizim gelincik de kuyunun derinliklerin de kaybolmaktaydı. Derin kuyuya düşmek, bir inişin ifadesi gibi. Oysa aşk inilmeyecek kadar yüksekti. İşte tam böyle bir şeydi. İnmek ve çıkmak arası bir gel-git gibi.

Gelincik, hepimizin bildiğini sandığı kırmızı çiçek. Ansızın karşılanır büyükçe bir tarlada. Zahmetsizce yetişir. Yalnız çok narindir. Sevgiyle güzelleşir. Sevdiği topraksa ve toprak ona dayanaksa, dik durur ve dayanır zorluklara. Sevdiği rüzgarsa ve rüzgar onu okşarsa, mutludur ve renklenir. Sevdiği güneşse ve güneş onu ısıtırsa taa içinden parlar gelincikte, çok derinden. Sevgisizliğe dayanamaz. Geçici hevesler uğruna dalından koparılan gelincik, soluverir oracıkta. Boynu bükülür, rengi sararır, parlamaz eskisi gibi, en sonunda yaprakları dağılır.

Aşk, hepimizin bildiğini sandığı o kırmızı duygu. Bilmem nedendir, aşkın rengidir asırlardır kırmızı. Ansızın karşılanır, beklenmedik yerlerde. Plansız ve çabasız. Zahmetsizce yetişir, en derinlerimizde.Yalnız çok narindir. Ancak sevgiyle, sevdiğiyle güzelleşir. Sevdiği dayanaksa dik durur, dayanır zorluklara. Sevdiği okşarsa mutluluk onun olur. Sevdiği ısıtırsa içini derinden bir bakış olur. Sevgisizliğe dayanamaz. Geçici heveslerle kapılırsa, mahvolur. Derin kuyular da kaybolur.

Ve gelincik kuyuya girdi. Aşk öyle bir şeydi ki, battıkça çıkmak gibi,dolandıkça çözülmek gibi. Çıktıkça batmak gibi, çözüldükçe dolanmak gibi. Gelincik kuyuda sona ermekteydi, oysa aşk içinde ufka deymekteydi. Velhasıl, aşk sanki bu diyardan değildi. Birden içi ürperdi.

Aşk içinden gelendi. Aşk zaten bedendeydi. Geri kalan sadece külleri alevlendirendi...

3 Aralık 2011 Cumartesi

diğer yanım...

Acıların mı yüreğine güzellikleri dolduran

Aşkın azabını yüklenmektesin umursamadan

Bir delilik seninki, onlarca akıllılığa bedel

Delirmekten korkar mı ki hiç deliler

Yoksa daha bir anlam mı katmakta sana bu niyet

Bu düşünce seni derinliklerde mi bırakmakta

Aşık işi…

Bazen vuslatta, bazen ayrılıkta

Aslında, yaşam gibi, dünya hayatı gibi

Adem evvelinden beri yarım kaldı bir yanımız

Ne yapsak da tamamlayamayız.

Yaşam gibi, dünya hayatı gibi,

Yarım kalanı aranmaktayız

Hamurumuz aşkla yoğrulmuş

Adem evvelinden belli aşka olan tutkumuz

Havva’ydı Adem’in canının parçasından yaratılan

Ne kadar uzağa düşseler de

Aşktı onları birbirine bulduran

Ne yapsak da tamamlayamayız

Yarım kalanı aranmaktayız

27 Kasım 2011 Pazar

kays ve isim







Kays ve Leyla aynı okul da hatta aynı sınıftalardı. Kays daha küçücük bir çocukken sevmeye başlamıştı Leyla' yı ve Leyla da Kays' ı. Dillere destan olacak olan bu aşkın temelleri küçücük yaşlar da atılmıştı bile. Belki de Kays bu aşkı yaşamak için doğmuştu. Leyla da bu azab da lezzeti bulmaya koyulmuştu. Çünkü ''azab'' lezzet demekti. Kays ve Leyla' nın aşkı duyulunca, aileler engel oldu bu aşka yada öyle sandı. İşte azab tam da burda başladı. Kays çöllere düştü. Leyla' sızlıktan öyle bir hal aldı ki, cümle alem onu Mecnun diye tanıdı. O artık bir deli, bir çılgındı. Kays adı kaybolmuş, unutulmuş, Mecnun' sa dilden dile dolanır olmuştu.Ad, bir insanı tanımak, tanıtmak, ayırdetmekte kullandığımız en belirgin özelliktir. Peki ya Leyla' yı seven bu deli, bu çılgın çocuğun kulağına Kays üflendiği halde üç kere, nedendi onu tanımak, tanıtmak ve ayırdetmek için Mecnun denmesi? Doğduğundan beri ''Kays'' diye anılan bu çocuğun Kayslığı unutulup Mecnun denmesi nedendi? Halk ona ''Deli Kays'' , ''Çılgın Kays'' da diyebilirdi. Neden Mecnun? Ve nedendi Kays'ın bu kadar kolay kabullenmesi?Aşkın basamaklarını çıkmış, bu denli yükselmiş birinin bir bildiği vardı elbet. Halk Mecnun diyor, O kabulleniyorsa bir bildiği vardı elbet.Mecnun, Kays ' ın halet-i ruhiyesini tanımlayan en güzel sıfattı. Mecnun... Mecnun, öyle büyümüştü ki; Kays, Leyla, aşk, azab, lezzet, çöl, deli, çılgın...Bütün bu kelimeler Mecnun olmuş, bütün bunlar Mecnun da olmuştu.Mecnun olarak algıladığımız şey sadece deli ve çılgın mıydı? Tabi ki hayır. Bütün bu kelimeler hatta daha fazlasıydı artık Mecnun.Evet, şüphesiz ilk Mecnun O' ydu. Ancak son olmayacaktı. Yüreğinde aşkı taşıyan, ona inanan her erkek bir Mecnun adayıydı. Aşkından deliren, çılgına dönen, baktığı her yerde sevdiğini gören her erkek bir Mecnun'du artık. Bundandı işte Kays' a apayrı başka bir ismin nasib olması. Halkın hep bir ağızdan ona Mecnunu yakıştırması ve Kays' ın bu duruma ses çıkarmaması. Kendinden sonrakileri de düşünüp Mecnun olması bundandı. Ve Mecnunluğa hiç bir leke sürmeden ifadeyi daha da derinleştirmesi, mana katması bundandı.Yüreğinde aşkı taşıyan, ona inanan her kadın da bir Mecnun içinde barınacaktı. Bu yüzden Leyla' ya apayrı bir isim nasib olmadı...