13 Eylül 2009 Pazar

Gecenin bir vakti
Döktüm bu yangını orta yere
Gönül koymayasın diye
Serptim serpiştirdim gönlümü
Ayaklarının dibine

Sen her seferinde
Aldın koskoca bir beni
Ve gittin…
Daha çok acıyla yanacak ki ömrüm
Yetmedi arkandan ağladım

Geriye kalansa, sen gittiğinden beri
Tam olamayan bir yanım
Bana kalan yangınlarım
Gecenin bir vakti
Döktüm yine eski defterleri

Bu yaşadıklarımız seçtiklerimiz mi?

Kısmet aşık olmakmış sana

Bu saatte

Bu kar kış mevsim de

Aşık olmak sana

Ne zor şeymiş

Aşk ne zaman bahara ermiş?

Bu yaşadıklarımız istediklerimiz mi?

Kısmet aşık olmakmış sana

Hem de bu saatte

Bu kar kış mevsim de

Bilmediğim bir dille çırpınan yüreğimde

Aşık ne zaman gülmüş?

Sen hiç üzülme

Dua etmekteyim yüzün hiç solmasın diye

Bu yaşadıklarımız kısmet işte

Geçmiş keşke biraz olsun geçebilse,

Unutulabilse…

9 Mart 2009 Pazartesi

Susuyorum...

Aşkın büyüklüğüne inandım hep. Bazıları onu ne kadar saçma yaşasa da... Çarpık yaşantılarını onunla adlandırsa da... Ben hep inandım onun derin ve duruluğuna. Çok sevilebileceğine, çok sevebilip, çok sevilebileceğime...

İnandım aşkın samimiyetine ve Onun da inandığını sandım. Varlığından bir an bile şüphe duymadım. Gerekliliğini asla sorgulamadım. Karşılaştığım her zamansız fırtına da varlığına dayandım. Yıpranmaya engel değilse de aşınmaktan kurtardım.

Şimdi korkuyorum. İnanmayışına...

Sevmeyeceğini haykırışın inliyor kulaklarımda. İçimde bir boşluk gitgide büyüyor, sızısı artarak.

Yazdığım her kelime, her hece içimi acıtıyor.

Susuyorum...

7 Kasım 2008 Cuma









Seni arkamda bırakmak çok zor,

ayrılmak çok zor.

Ne kadar uzağa gitsem de

ve ne kadar süre

Döneceğim yer hep senin yanın

Aradığım huzur, hep senin yanın

Hayat çok zor, çok yorucu

İçimin dolduğu her an,

Gözüm de seni arar.

Bunca yılda anladım ki

Sensin beni en çok düşünen

Kendi gibi bana üzülen

Sonsuz seven...

Ayrılmak çok zor.

Ne kadar uzağa gitsem de

Ve ne kadar süre

Döneceğim yer hep senin yanın anne

Aradığım huzur hep senin yanın anne

yüreğimde kocaman yeri olan anneme

annemin yolcu ettiği bir trende,hikayesi

10 Ekim 2008 Cuma

her halini...

Her halini bilmek isterken başladı bu yangın.En güzelinden, en salaşına, en huylusundan, en huysuzuna, en mutlusundan, en hüzünlüsüne...her halini.
Bilmek isterken, nasıl su içtiğini. Her zerrenin boğazından nasıl akıp gittiğini. Gülerken ki halini. Yüzünde ki çizgilerin oluşturduğu sevimliliğini. Bilmek isterken, saçının tellerini. Yağmur tanelerinin deydiğindeki halini, alnına düşeni elinle itişini. Elinin ayasındaki en derin çizgiyi. Bilmek isterken, nasıl sinirlendiğini, en kızgın halini. Hani o dengeli tavrınla kendine hakim halini. Kızarken birine ve teselli ederken birini, görmek isterken seni.
Bilmek isterken, en görmek istemediğim hüzünlü halini. Derininden etkilerken yüzündeki ifadeyi. Hani ağlamaklı olurya insan, boğazında düğüm olur, işte öyleyken seni. Gözlerinden yaş akar mı ki? Değer mi yanaklarına? Yuvarlanır mı ki içimi titreticek göz yaşların, gözlerinden?
Bilmek isterken, yürürken, koşarken, yetişmeye çalışırken. Konuşurken, susarken. Yerken, içerken. Çalışırken, uyurken. Gezerken, eğlenirken...
Bilmek isterken, aklından geçeni. Bu en derini. Söylerken ne hissettiğini. Gülerken ve ağlarken içinden ne geçtiğini. Bilmek isterken, en yalnızken aklından geçirdiklerini.
Ve bilmek isterken, severken ki halini. Sevişini, sevinişini en masumanesinden.
Bilmek isterken her halini ve sen bildirmezken, yüreğimin çaresizliği kendi çaresi olurken, yangınım oldu, en derinim de, yüreğim de, çaresizliğim de...

ömrümüz geçiyor...

ömrümüz geçiyor
bu geçen bizim ömrümüz.
yeni bir günü heycanla beklerken,
düşünemiyoruz ki bu giden ömrümüzden.
düşünemiyoruz bir sona varacağını,
uçsuz bucaksız gibi yaşadığımız hayatın.
bugün de akşam olduysa ve yine güneş battıysa,
bu geçen ömrümüzden...

düşünemiyoruz,
sevdiklerimizi bir daha görememe ihtimalini.
bugün kırdıysam seni,
yarına bıraktıysam, kalbini alma işini,
düşünemiyorum seni kaybetmeyi
ve bugün de akşam olduysa, güneş battıysa,
bu geçen de ömrümüzden...

ömrümüz geçiyor
bu geçişin içinde en çok ihtiyacımız olandır, sevgi
ve başkalarından en çok esirgediğimizdir
arkadaş, anne, baba, kardeş...
hep olacakmış gibi esirgedik sevgimizi.
unuttuk ve bazen birbirimizi
bugün de akşam olduysa ve yine güneş battıysa
bu geçen de ömrümüzden

ömrümüz geçiyor,
nasıl geçerken bize sormuyorsa,
yaşarken sormayız bizde ona.
bu geçen bizim ömrümüz.
gitmeye az veya çok, bilmiyorsak
hatırlayalım, unuttuğumuz gülüşleri
kazanalım, kaybettiğimiz yürekleri
uyandıralım, sessizce uyuttuğumuz sevgilerimizi
çünkü, bu geçen bizim ömrümüz...
sevdiklerime selam olsun...

19 Mart 2008 Çarşamba

geri kalan aşktı...

Aşka sevmek dediler.Hiç olur mu?
Sevmek...Gözlerini sevmek, gülmesini sevmek, sesini sevmek, huyunu sevmekti. Aşksa kabullenmekti. Her şeyi bilip de öyle sevmekti. İyisini, kötüsünü, güzelini, çirkinini, hepsini...
Aşk gittiğinde gözünün nemi olandı. Kalbinin telini tıngırdatandı. Sen en çok, O varken sensindir. Benliğin onun varlığıyla tamamlanırdı. Ve gittiğin de yarımsındır. Aşıklar, en çok da bu yüzden vuslatı ararlardı.
Aşık, kabullendi. İçinden birşeyler onunla gitti. Ve aşık kendi içinde onunla kaldı. En kötüsü işte buydu. Asırlardır aşıkların acısıydı bu. Aşık, artık onsuz bakamaz dünyaya. Düşünde, gerçeğinde duyduğu, gördüğü ve hissettiğiydi O. Bundandı Mecnunun herşeyi Leyla görmesi, herşeyi Leyla diye sevmesi. Bundandı, kuşların uçmasının Leyla, suların akmasının Leyla, bebeğin gülmesinin Leyla, çiçeğin solmasının Leyla olması.
Aşık dertteydi, dertlerdeydi. Tüm amacı sevdiğini bir an olsun görmek, yakının da olmaktı.
Ve aşık,sevdiğinin yokluğuna öyle alışmıştı ki, sevdiği sevmekti. Sevilen unutuldu. Zaten, O sade bir addı. Derinde yatan aşka giden incecik bir yoldu. Varmak veya varamamak Ona bağlıydı. Ama vardıktan sonra geri kalan aşktı...