10 Ekim 2011 Pazartesi

Aşk başladı işte...


Adem (a.s) ve Havva validemiz dünya ya teşrif ettiklerinde kilometrelerce mesafe uzaktalardı birbirlerine..ama insan kendi canından bir parçayı bilmez mi? ve bildi.. dünya denen sürgünde kendi kaburga kemiğinden yaradılan o eşini buldu... onların yasak meyveyi yemesiyle dünya bir sıfat daha kazandı, imtihan dünyası.. Bu onlara bir imithandı..ve nesillerine... Ve bizi bizden iyi bilen Rabbimiz hepimize kaldıra bileceği yükü yükledi.. eşit değil bizi birbirimize denkledi...
Bezm-i Elest de, Rabbin kendini tanıttığı, varlığını billdirdiği, ruhların birbirini ilk gördüğü o meclisten bu yana, ezelden buyana ve kainatın sonuna kadar ebede kadar var olacak o macera başladı işte.. Aşk başladı işte...

9 Ekim 2011 Pazar

hiç inkar etmedim…

sessizliğin içinde,
yalnızlık tebessüm etmekte,
yıpratmışım bütün temiz kağıtları...
hepsinin suçu benim,
hiç inkar etmedim…
sığındım, affedilmek bekledim
kolları sararken bedenimi
yüreği de sevsin istedim yüreğimi
içimde bir boşluk hızla büyürken
bütün gücümle kaçıyordum
kaçtığımın, kendim olduğunu
çok sonradan anladım...
oysa ki tek bir an bile kaçamadım
ayağımdan bağlanmışım,
kaçtığımı zannederek dönüyorum,
döndükçe yarıçapı küçülen bir daire
her adım da sana kaçıyorum aslın da…
ve şimdi yalnızlıkla oturmuşum,
ağlıyorum…
gözüm göremiyor,
elim elleyemiyor,
sesim seslenemiyor, sana…
yıpratmışım bütün temiz hatıraları…
hepsinin suçu benim,
hiç inkar etmedim…

7 Ocak 2010 Perşembe

Aşık olmayan bunu anlayamaz, olansa anlatamazmış
Sesmiş,sedaymış, kaçınılmaz bir girdapmış
Acıyla uyuşmakmış, sırken anlatmakmış
Uzakken yakın olmakmış, çareyken tuzakmış
Yarayken dermanmış, bıraksan yanmakmış
Geceymiş, karanlıkmış, ışıktan kör olmakmış
Gözlerde buğu, yürekte acı, akılda hastalıkmış
Boğazda bir düğüm, hiç yutkunamamakmış
Ömür tükense de dönmeyeceğini bile bile beklemekmiş
Sessiz sedasız haykırmakmış
Duymasını ummakmış, duymak istemediğini bile bile

22 Kasım 2009 Pazar

O yorgun gözlerinin ardında
Kimbilir nasıl bir hüzün gizli
Yaralısın her halinden belli
Ağlıyorsun...
Gizlemeye çalışırken öyle aşikarsın ki
Bu hüzünlü halinle yüreğin
Nasıl bir fırtına alemi

Bıraksalar da anlatsan
Ona dair ne varsa içinde
Acıyla uyuşmuş gönlünü
Sessiz bir seda içindeyken
Bu gece
Bilinmez bir bilmeceyken
Anlatırken bile sır kalsan

Yana yana dolanırsın
Aşk durdukça yüreğinde
Uzundur ne zordur
İnatla seni seçer
Bu çektiklerine kim diyebilir ki geçer
Ama acımayan yürek nasıl sever...
Sen benim üç noktamsın...
Geçmişim, bugünüm, yarınım
Dudağımda başlayıp gönlümde var olan
En derin yaram, en çok benim olan
Sözcüklerle ifade edilmezsin
Anlatmaya en çok değer olan sen,
Anlattıklarımın hep daha ötesindesin...

15 Kasım 2009 Pazar

Seni görmek, yürek kıpırtısı demek
Bitmek tükenmek bilmeyen heyecan demek
Seni görmek, dağılmak demek
Derin düşüncelerde yoğrulmak ama yorulmamak
Seni görmek, toparlanmak demek
Doğrulmak, düzelmek, sıyrılmak ve arınmak
Seni görmek, en derin esaretlerden kaçmak demek
Yüreğime uçmak demek, özgürlük demek
Seni görmek, derin bir uyku çekmek
Hülyalı rüyalara dalıp gitmek demek
Seni görmek, daldığımız derinliklerden çıkmak demek
Uyanmak, fark etmek ve hissetmek
Seni görmek, soluk almak kadar gerek
Yaşam seni görmek demek
Sen yokken varlığını,
En gizli mabedimde yaşatmak demek
Seninle dolmak demek
Ilık bir yaz yağmurunun altında,
Ellerimi avuçlarında kaybedip
Uzun bir yol yürümek demek
İçim dolup taşıyor anlatamadıklarımdan
Susuyor dilim çaresiz, haykıran gözlerimden
Sesimin kimseye anlatacağı kalmadıkça
Koşup giden zaman ve kaçırdıklarım
Yaralıyor derinlerden, ben ağladıkça

Kaçışa mani olmaz hiçbir neden, sonu hüsransa
Yaşamadan anlamanın bir yolu var mı sonları
Acıların insanı büyüttüğü yoksa koca bir yalan mı?
Yada çaresizliğe son bir teselli aramak mı?
Şimdi susuyorum ve büyüyorum sessiz sedasız…