
31 Ekim 2011 Pazartesi
telgraf

30 Ekim 2011 Pazar
müsaade
29 Ekim 2011 Cumartesi
28 Ekim 2011 Cuma
hayırlı geceler

25 Ekim 2011 Salı
kırmızı
Ben gelincik,
hep aşkı anlatmak istedim…
Anlamak isteyene duruşum bile aşktı,
uçsuz bucaksız yeşillikler de ansızın karşına çıkan
zahmetsizce toprağın bağrından süzülüp
gökyüzünün maviliğine açılan
Dalından koparılıp, sürgüne yolcuysa
Bütün kırmızılığını dağıtan…
Ben gelincik,
Hep aşkı anlatmak istedim…
Anlamak istemeyene çığlıklarım bile
Sessiz bir haykırıştı…
Çatlamış toprakta yeşermeye çalışan,
kırmızı ama isteksiz.
Ben gelincik,
Hep aşkı anlatmak istedim…
Bazen bir kadın bazen bir erkek dediler,
Oysaki ‘’O’’ ete, kemiğe bürünemeyecek kadar
Hayattı…
Su kadar ekmek kadar muhtaçtık.
Asırlardır aşkın rengi olan kırmızıydı.
Ben gelincik,
Hep aşkı anlamak istedim…
Boğazına kadar içine battığın ama
Göz ucuyla dokunamadığın ateşin,
Kırmızılığını…
Haykırışlarının en masum seslerini
Kendinin bile duymadığı yokluğunun,
Kırmızılığını…
Sebepsiz yere ağladığın hiç
Susamadığın gözyaşlarının,
Kırmızılığını…
Duruşuyla bile içini titretenin
Gidişiyle ki yokluğunun,
Kırmızılığını…
Ben gelincik,
Anlatmak isterken susmalarımın
Sebebidir kırmızı…
24 Ekim 2011 Pazartesi
deprem

Mezar gibi taş yığınlarının arasından çıkan her canlı beden, tanıyan tanımayan her yüreğe neşedir ancak hüzün peşinden ne çabuk gelir.Ya geridekiler... 7.2 diye bir tabirle, merkez üssü, artçısı, öncüsü ifade etmeye çalışırlar... Bunlar ifadeye çok uzak geliyor bana, yaşayan canların yüreklerinde ki hangi sancıyı anlatmaya kadir ki... Televizyonda bir baba izledim. O diyordu ''mezar gibi taş yığını, bütün evlatlarım işte burada...''. Başında nöbet tutuyordu. Benimse her 99 dendiğinde içim titrer... O enkaz başında nöbet tutan babanın yüreğinde ki sancıyı duyabiliyorum. Bu hisleri anlatmak istemezdim aslında, ancak duyarsızlık beni kahreden... Rabbim yardımcıları olsun...
19 Ekim 2011 Çarşamba
fark etmez

Tutuşmamış yürekte aşk ne gezer
Sevgi sözü bilmeyen dil, ne söyler
Yalancı baharlara mı tutsak etmiş ömrünü
Yol bilmez, iz bilmez, sevda bilmez…
Bereketli yağmur görmemiş toprak misali
Açmış avuçlarını gökyüzüne, yağmur duasında
Ses duymaz, lisan sormaz, sevda bilmez…
Bütün kainatı cam bir kavanoz kadar zanneden
Balık misali, dolanır hayatının girdaplarında
Ömrü tükenmeye yakın, dışarıda ki söğüdü,
Ya anlar ya anlamaz…
Işık görmez, iklim bilmez, fark etmez…
katran kara
17 Ekim 2011 Pazartesi
ELLERİM

13 Ekim 2011 Perşembe
...

Kan kokusu genzimi yakıyor...
Susmayın,
Kazandın deyin
Ey kuşlar ey gök ve yer...
Mutlak sevgi benimdir artık,
Mutlak aşk...
Yok dediler,
Onay vermediler.
Ne diyedir o vakit bunca savaş
bunca ölüm?
Hiç bir şey kazanmak uğruna mı
Canımızı ortaya koymalarımız?
Kanlı toprağın üstüne
Yağmur deydi, gece deydi
Gün deydi, kar deydi
Rüzgar deydi...
Bir tek uğruna can verdiğim yarin,
Ayağıydı deymeyen...
10 Ekim 2011 Pazartesi
Aşk başladı işte...

Adem (a.s) ve Havva validemiz dünya ya teşrif ettiklerinde kilometrelerce mesafe uzaktalardı birbirlerine..ama insan kendi canından bir parçayı bilmez mi? ve bildi.. dünya denen sürgünde kendi kaburga kemiğinden yaradılan o eşini buldu... onların yasak meyveyi yemesiyle dünya bir sıfat daha kazandı, imtihan dünyası.. Bu onlara bir imithandı..ve nesillerine... Ve bizi bizden iyi bilen Rabbimiz hepimize kaldıra bileceği yükü yükledi.. eşit değil bizi birbirimize denkledi...
Bezm-i Elest de, Rabbin kendini tanıttığı, varlığını billdirdiği, ruhların birbirini ilk gördüğü o meclisten bu yana, ezelden buyana ve kainatın sonuna kadar ebede kadar var olacak o macera başladı işte.. Aşk başladı işte...
9 Ekim 2011 Pazar
hiç inkar etmedim…
yalnızlık tebessüm etmekte,
yıpratmışım bütün temiz kağıtları...
hepsinin suçu benim,
hiç inkar etmedim…
sığındım, affedilmek bekledim
kolları sararken bedenimi
yüreği de sevsin istedim yüreğimi
içimde bir boşluk hızla büyürken
bütün gücümle kaçıyordum
kaçtığımın, kendim olduğunu
çok sonradan anladım...
oysa ki tek bir an bile kaçamadım
ayağımdan bağlanmışım,
kaçtığımı zannederek dönüyorum,
döndükçe yarıçapı küçülen bir daire
her adım da sana kaçıyorum aslın da…
ve şimdi yalnızlıkla oturmuşum,
ağlıyorum…
gözüm göremiyor,
elim elleyemiyor,
sesim seslenemiyor, sana…
yıpratmışım bütün temiz hatıraları…
hepsinin suçu benim,
hiç inkar etmedim…